Kayıtlar

Yağmur Hafiften Yağar

Resim
Bizi bekleyen güneşin doğumu, önemli bir günün penceresini aralıyordu. O günlerde son derece önemli bulduğum ama şimdilerde düşündükçe anımsayamadığım bir öneme sahipti. O zamandan süregelen gün doğumlar, durumun ne kadar değiştiğinin habercisiydi aslında.  Evet önemli bir gündü bir tanışma yıl dönümü olamayacak kadar çok süre geçmemişti, doğum günü olabilirdi Ağustos sonuydu doğum tarihi, güneşin kavurduğunu hatırlar gibiyim. Evet evet sanırım Ağustostu. Buluşacaktık ve ben erkenden hazırlanıp evden çıkacaktım. Tüm planı, evvelsi gece kafa yastığa konmadan kurmuş, gördüğümdeki cümlelerimi ise doğaçlama yapmak üzere kalbime bırakmıştım.  Mavi renk yakaları siyah şeritli lacoste giymiş ve önemli zamanlarda iki fıs sıktığım şişenin yarısına gelmiş jean paul gaultier parfümünden ikisi bileklerime ikisi boynuma olmak üzere dört kez püskürtmüştüm tenime. Ayakkabılarımı giyip çıktım evden. İçeride hiç bir duygu zerresi bırakmadığıma emin olmuş kapıyı üç kez kitleyip uzaklaşmış

23

Resim
Günlerin adı, sürelerince yaşanılan olayların değerine göre değişebilir. Hasatın süresine göre ekinin değişmesi gibi. Bir meşe palamudunun buz devrindeki gibi oradan oraya taşınmasına da şahit olabilirsin belki de Tyler Durden olmak isteyerek geçirirsin gündüzlerini. Geceleri o olduğunun farkına varmadan yada onun olmadığını bilmeden. Herkesin bir Marlası da olmalı tabi. "Eğer bi tümörüm g; adını marla koyardım." diyordu. Beyninin içine birini kabul etmek zor karar olsa gerek. İnsanoğlu daha kalbe alışamamışken. Yazma hevesimin yorgun ellerime güç vermesi ümidiyle oturdum masaya. Mürekkebimin kağıdı ıslatmasını istedim. Taştı mürekkebim karaladı umutları. Yüzleşmek, kendini zor sorulara emanet etme çabası. Karşımda elleri önden bağlı başı yerde, yarası düşünmek olan adam benim. Cevabını bildiğim soruların cümlelerini kurmaya çalışmam kabuk tutmasını engelliyor. Muazzam bir haz ve acının kesişimi olan bu kümeye yansıma gözlem diyebiliriz. Aynaya bakmanın kolay ama iz

Geldi 9

Vardır böyle susmalarım Konuşmadan da anlatmalarım Yazmadan hayallerimi saydığım Yıldızlara bakıp gözlerinde aradığım  Kalemi kusturup kağıda akıtmalarım Silgiyi geçmişimle tanıştırıp ,Geleceğimi bozarım Hislerimi susturup,Duyguları dertlerle boğarım Affedersin ama üzerinden geçtiğin hayatım Ölüm sakatlıktan kolay en azından kimse sakat kalmak için atlamıyor yüksek binaların kan kokan çatılarından  Kuruyan sadece yalnızlığım değil bak ruh pınarlarım Kendim paketleyip kendime hediye ettiğim tüm anılarım kör makasla ayrılır , paket kapalı Nakavt cümlelerim Yarattığım odalarım karanlıkta düğüm İçinde hep bir ışık mahsur Etrafta bitmek bilmeyen o gözler mahmur Nitekim toplum hep gezer hem uyur   Bir masada 4 kişi  Tartışıyorlar geçmişi Pay edildi gelecek varislere “Az parla” dedi yıldız güneşe  Karanlık küstü gündüze Toparlan kalkıyoruz dedi sessizce Çöktü bir ışık geleceğe ,Kamaştı yine hayallerim  Denizin üstündeki çarşaf gibi kötümser

Bana Ayrılan Sürenin Sonu

Yaptığım hatalar kadar büyümediğim bir yıl daha.22 yıllık sürecin getirileri götürüleri hayatın kendi terazisinde sallanadursun. Bu mevsimde hala güneş yağıyor üzerime. Geçen zaman sadece bana değil tüm dünyaya zerk etmiş. Dünya değişirken mevsimler farklılaşırken kim aynı kalabilir ki? Hepimiz o zehri tattık bir kere. Herkesin dilinde değiştini ifade etmek yatıyor. Kime göre ve ne kadar değiştiği ise muamma. Zehrin önemi dozudur, şifayıda bu belirler. Her neyse gelelim günün anlam ve önemine.İlk nefes ,ilk dert işte bugün başladı. O an orada olan insanlara verdiğim mutluluğu bir daha asla veremeyecek olma korkusu hep içimde bi yerlerde durdu. Mutlu ettikçe mutlu olmak benim mottolarımdan biri sanırım. Aslında başka bir pencereden de zayıflığım. Pencere buğulu ama gökyüzünde tahtı sallanan siluetleri görmek mümkün. Bananeyse başka  siluetlerden , kahrolası merak hepimizin yapı taşı.. Bir başıma olduğumu hissetmek, görmekle devam edince, üzüntü yerini hissizliğe bırakıyormuş. Uykuya

Gereksiz Bir Umut

İstisnalar bütünün en önemli parçası. Umut, kaybolmayan istisna olmalı. Masadan düşünceler düşerken birine tutunuyorum ki oda umut. Düşmesin kırılmasın istiyorum. Hayaller, hayatlar, ümitler, geçmiş birer birer düşerken bir tek umudu tutmak istiyorum. Uzuv kaybı vücudu öldürmez ancak vücudun kilit taşı umuttur. Besleyen bazı nesneler olsa da. Anahtarın da kilidin de çilingirin de kendisidir umut. Zaman gibi umutta tükenir mi?Umut korunması gereken bir ütopyaysa eğer sen orda yaşaması gereken ruhsun. Üstelik sadece geleceğe umutlu olunmaz. Geçmişin de seni umutlandırabilir. Umuta ekmek veren herkes umuttur. Geçmiş vadeli umut dağıtırken,vadeyi belirlemez tıpkı ölüm gibi. Güneşin doğacağını bilmek ama zamananı bilmemek gibi bu . Üstelik bekledikçe zamanın yavaş geçmesi de doğanın oyunu, zamanın kişisel büküldüğünün kanıtı gibi. İstenmeyen anlar Trabzon kuymağı gibi uzarken,sabır her an kopmaya meyilli maraş dondurması.Gariptir ki hayatımız bu ikisi arasında gidip gelmekte.. Hayatı di

İç Döküntüleri

Resim
Yazmak.. İnsanlara söylemek istediklerim , çekindiğimden yada söylerken duygularımı gizleyememekten belki de yanlış anlaşılmaktan korktuğum için yazarak anlatıyorum hislerimi. Buda kendimi anlatmak için daha güçlü yazmam gerektiğini hatırlatıp beni zorluyor. Aslında söylenenlere verilen tepkiler de aynı oranda değişiyor. Yüz yüze verilen tepki ile tek başına mesajı okuduğunda hissedilen ve verilen tepki eş olmuyor çoğu zaman. Bu olumlu yada olumsuz değil sadece daha uçlarda oluyor.  Ben zor bir adam değilim ama geçinilmesi zor biriyim kabul ediyorum. Fazlasıyla alıngan, söylenen her sözü kafama takan ve sırf bu yüzden gün doğumunu ufacık penceremden uykusuz gözlerle üstelik güneşi göremeden seyrettiğim oluyor mesela. Etraftaki insanlar ne düşünür kaygısıyla yaşayan ve hareketlerine sürekli dikkat eden bu yüzden bazen anı kaçıran, bir sonraki adımı düşünmekten , hayatımı kurgulamak ,planlamaktan akışına bakamayan , çabuk motivasyonu düşen , modu her an düşmeye aday potansiyel bir de

Arkadaşlığın Türevi

Resim
                                                         Beni dinleyecek değil de anlayacak birine ihtiyacım var sanırım, ondan bu susmalarım .Köşeme geçip beklemelerim. Ringin içi bok püsür. Bazen bilinmezlik denizinde şişeye konulmuş bir gemi gibi hissediyorum. Ne yüzebiliyorum ne batıyorum. Şişenin nereye gideceği tam bir muamma. Beni bir şişeye tıkıp gördüğü ilk suya atansa ne halde hiç bir fikrim yok. Denizler okyanuslar aşsam da bir şişenin mantarını açmaya yetmiyor gücüm. Yine yağmurlu bir akşamda yanan mumlar sayesinde anlıyorum herkesin tek başına şişelere tıkıldığını. Herkesi şişelere tıkan ,hayatını bir mantarla kapatan birilerinin olduğunu. Büyük bir koleksiyoncunun farklı parçaları gibiyiz. Aynı ama farklı parçalar.. Onlarca insanın binlerce maskeye sahip olduğunu ,çöpte biriken suratlardan öğrendiğimden beri karanlıkta oturuyorum geceleri. Sonra bir telefon çalıyor , telefonun çalması bile yüz kaslarımı çalıştırmaya yetiyor , hafif bir tebessümle açıyorum telefon